Gelelim bugünümü nasıl geçirdiğime. Sabah kaldığımız otelde ( Ay Yıldız Butik Otel ) doyurucu bir kahvaltı yaptıktan sonra sahile indik. Sahile indiğimizde buranın yerlilerinden birinin kurutulmuş otlar sattığını gördük. Datça'nın dağlarından kekik, karabaş otu, sarı kantaron, adaçayı topluyormuş. Hepsini demetler halinde satıyor. Kokladığınızda otlarında kokusu tüm iliklerinize siniyor. Birde ilginç bir meyva soyuyordu. Dış kabuğu dikenli olduğundan bıçakla hiç el değmeden soymak gerekiyor. Eşimle ben elbette bu meyvanın tadına baktık. Adını şu anda hatırlamadığım bu meyvenin görselini ekliyorum. Aynı meyveden 3 yıl önce Marmaris'te de yemiştik.
Palamutbük, uzunca bir sahile sahip. Deniz kenarı kumla karışık yoğun çakıllarla kaplı. Denizin suyu o kadar berrak ki kendinizi akvaryumda gibi hissedebilirsiniz. Kaş'tan sonra Palamutbük'ünün denizi bana soğuk geldi. Öyle bir soğuk ki serinletiyor fakat dondurmuyor. Aslında tam bana göre. Denizde en çok sevdiğim şey dalmak olduğundan dalıp dipteki çakıllara göz atmak çok zevkliydi. Arada rüzgar çıktığında denizi hafif dalgalanmaya başlıyor. Onun dışında deniz çarşaf gibi. Sanırım en çok özleyeceğim şey buradan denize girmek olacak.
Denize Bük Apart Otelin önünden girdik. Aynı yerde Palamut Restaurant'ta var. Öğle yemeğinden önce fiks menümüz bira ve patates söyledik. Patatesler bildiğiniz evde kızartılmışlardan. Bu keyfin bir iki saat sonrasında öğle yemeği için ben menüden "Bademli Tatlı - Acı Soslu Tavuk" seçtim. Yemeğim geldiğinde güzel görünüyordu ta ki ilk çatalı batırana kadar. Tavuk sert, bademlerde bildiğimiz İstanbul'da satılan kurutulmuş bademlerdi. Tabii ki benim için hayal kırıklığı oldu. Yemekte kesinlikle taze badem kullanmalılardı. Kaldı ki burası bademiyle ünlü bir yer. Eşimin doğru bir tespiti vardı. Ona göre özellikle Ağustos ayı gibi sezon olan yerlerde bildiğin yemeklerden şaşmayacaksın. Çünkü yoğun çalıştıklarından müşteriye de özenleri bir o kadar azalıyor.
Allahtan akşam yemeğimiz öğleni kurtardı diyebilirim. Akşam Nostalgia Apart'ın restaurant bölümüne gittik ve bu akşamda ev yemeği yiyelim dedik. Eşim biber dolması, ben taze fasulye ve ortaya da yoğurtlu kızartma istedik. Nasıl nefis yapmışlardı anlatamam.
Ahçı çok başarılıydı. Ve ilginç olan fondaki müziklerin tamamı nostaljik olmasına rağmen sıralaması gayet hoştu. Kaldı ki beni yakından tanıyanlar bilirler nostalji sevmem. Diyeceğim o ki güzel yemekler güzel müzikler eşliğindeydi. Oranın sahibinin aynı zamanda duvarında sergilediği tabloları da var. Bence hepsi görmeye değer. Çünkü o tabloları yaparken normal boya kullanmıyor. Taşlardan elde ettiği doğal renkleri kullanıyor ve gerçekten ruhunu katmış her bir tablonun içine. Ben tablolarda düşünen ve sorgulayan, bilmek isteyen birini gördüm. Ben çok beğendim. Buraya geldiğinizde uğrayın bir bakın derim.
Evet, bugünlük bu kadar. Bakalım yarın neler yaşayacağım! İyi geceler ve sevgiler herkese.










