20 Ağustos 2014 Çarşamba

Palamukbük'te geçen güzel bir gün!

Palamutbük'te bir gün daha geçirdik. Aylardan Ağustos olmasına rağmen hava serin. En güzeli de burada nemin olmayışı. Bundan dolayı sıcaktan bunalmıyorsunuz ve biz İstanbul'da yaşayanlar, bunun nasıl bir lüks olduğunun farkındayız.
Gelelim bugünümü nasıl geçirdiğime. Sabah kaldığımız otelde ( Ay Yıldız Butik Otel ) doyurucu bir kahvaltı yaptıktan sonra sahile indik. Sahile indiğimizde buranın yerlilerinden birinin kurutulmuş otlar sattığını gördük. Datça'nın dağlarından kekik, karabaş otu, sarı kantaron, adaçayı topluyormuş. Hepsini demetler halinde satıyor. Kokladığınızda otlarında kokusu tüm iliklerinize siniyor. Birde ilginç bir meyva soyuyordu. Dış kabuğu dikenli olduğundan bıçakla hiç el değmeden soymak gerekiyor. Eşimle ben elbette bu meyvanın tadına baktık. Adını şu anda hatırlamadığım bu meyvenin görselini ekliyorum. Aynı meyveden 3 yıl önce Marmaris'te de yemiştik.



Palamutbük, uzunca bir sahile sahip. Deniz kenarı kumla karışık yoğun çakıllarla kaplı. Denizin suyu o kadar berrak ki kendinizi akvaryumda gibi hissedebilirsiniz. Kaş'tan sonra Palamutbük'ünün denizi bana soğuk geldi. Öyle bir soğuk ki serinletiyor fakat dondurmuyor. Aslında tam bana göre. Denizde en çok sevdiğim şey dalmak olduğundan dalıp dipteki çakıllara göz atmak çok zevkliydi. Arada rüzgar çıktığında denizi hafif dalgalanmaya başlıyor. Onun dışında deniz çarşaf gibi. Sanırım en çok özleyeceğim şey buradan denize girmek olacak. 


Denize Bük Apart Otelin önünden girdik. Aynı yerde Palamut Restaurant'ta var. Öğle yemeğinden önce fiks menümüz bira ve patates söyledik. Patatesler bildiğiniz evde kızartılmışlardan. Bu keyfin bir iki saat sonrasında öğle yemeği için ben menüden "Bademli Tatlı - Acı Soslu Tavuk" seçtim. Yemeğim geldiğinde güzel görünüyordu ta ki ilk çatalı batırana kadar. Tavuk sert, bademlerde bildiğimiz İstanbul'da satılan kurutulmuş bademlerdi. Tabii ki benim için hayal kırıklığı oldu. Yemekte kesinlikle taze badem kullanmalılardı. Kaldı ki burası bademiyle ünlü bir yer. Eşimin doğru bir tespiti vardı. Ona göre özellikle Ağustos ayı gibi sezon olan yerlerde bildiğin yemeklerden şaşmayacaksın. Çünkü yoğun çalıştıklarından müşteriye de özenleri bir o kadar azalıyor. 

Allahtan akşam yemeğimiz öğleni kurtardı diyebilirim. Akşam Nostalgia Apart'ın restaurant bölümüne gittik ve bu akşamda ev yemeği yiyelim dedik. Eşim biber dolması, ben taze fasulye ve ortaya da yoğurtlu kızartma istedik. Nasıl nefis yapmışlardı anlatamam. 

Ahçı çok başarılıydı. Ve ilginç olan fondaki müziklerin tamamı nostaljik olmasına rağmen sıralaması gayet hoştu. Kaldı ki beni yakından tanıyanlar bilirler nostalji sevmem. Diyeceğim o ki güzel yemekler güzel müzikler eşliğindeydi. Oranın sahibinin aynı zamanda duvarında sergilediği tabloları da var. Bence hepsi görmeye değer. Çünkü o tabloları yaparken normal boya kullanmıyor. Taşlardan elde ettiği doğal renkleri kullanıyor ve gerçekten ruhunu katmış her bir tablonun içine. Ben tablolarda düşünen ve sorgulayan, bilmek isteyen birini gördüm. Ben çok beğendim. Buraya geldiğinizde uğrayın bir bakın derim.
Evet, bugünlük bu kadar. Bakalım yarın neler yaşayacağım! İyi geceler ve sevgiler herkese.


19 Ağustos 2014 Salı

Palamutbük Günlüğüm

Yolda ilerlerken bir sonraki durağımızla ilgili internetten hemen genel bilgilere bakarım. Hala bunu yapıyorum. Özellikle bloglara bakıyorum ki insanlar ne diyor, nleerden memnun kalıyor vs vs. Sonra dedim ki bunu ben de yapmalıyım. Bunca yaşanmışlık paylaşınca daha güzel, insanlar bundan da faydalansın deyip bu blogu oluşturmaya karar verdim.
Eşimle ben yeni yerler görmeyi, yeni yemekler tatmayı çok severiz. Kısacası yeni olsun yeter bize. Hele birde yerler güzel, yemekler lezzetliyse keyfimize doyum olmaz. Tatil olarak plansız programsız arabamıza atlayıp yola çıkmak en keyiflisi. Yolda giderken karar vermek ya da yanından geçtiğimiz yerleri beğendiğimizde kafamıza göre konaklamak tam bize göre. Ancak gel gör ki Datça'yı pek çok arkadaşımızdan duyduk, gidin mutlaka görün diye. Bir sürü yerde de karşımıza sık sık Datça çıkınca karar verdik gelmeye. Şu anda bu satırları Palamutbük'ünden yazıyorum. Palamutbük'üne ilk defa geçtiğimiz ay Temmuz'da eşimle birlikte geldik. O zaman Bodrum'dan arabalı feribot ile geçmiştik. Feribot yaklaşık 1 saat 45 dakika sürüyor. Yol boyunca feribotun terasında oturma ve çay - kahve içme imkanımız oldu. Bence çok keyifliydi. Püfür püfür esen rüzgarla mavi suların manzarasında ilerledik. Bugünün tarihi 19 Ağustos 2014.  Bugünde bir önceki tatil noktamız Kaş'tan arabayla geldik. Marmaris ile Datça arasındaki yol bol virajlı olsa da rahat bir yol. Yaklaşık 40 dakika sürüyor. Datça'nın içine girmeden Palamutbük'üne dönüyorsunuz. 25 km'lik bu yolda yavaş giderseniz rahat edersiniz. Arabayı eşim ortalama 50 - 60 km hızla kullandı ve yarım saat geçmeden Palamutbük'ündeydik. Bir önceki durağımız Kaş'a giderken Elmalı - Korkuteli yolundan ve orman içinden geceyarısı geçtiğimiz için bu Palamutbük'ü yolu bana çok rahat geldi, korkutamadı. Başka bir yazımda Kaş'a gidişimizden mutlaka bahsedeceğim.
Palamutbük'üne gelmeden önce pansiyonlara www.neredekal.com dan baktım. Bük Pansiyon ile fiyatta pazarlık yaparak yer ayırttım. Şansımıza geldiğimizde odamızı da beğendik. Klima, özellikle eşim için hayati öneme sahip. Odamız rahat ve biraz küçük olmasına rağmen konforluydu diyebilirim. Bu gelişimizde Bük Pansiyon'da yer olmadığından bizi Ay - Yıldız Pansiyon'a yönlendirdiler. Burası açılalı 1 sene olmuş. Sahipleri iki kızkardeş. Güleryüzlü ve samimiler. Odada TV dışında her şey var. Denize 250 metre yürüme mesafesinde. Yarın sabah uyandığımda kahvaltısını da göreceğim. Giriş katta geniş verandası olan bir odada kalıyoruz. Şu anda tam da bu verandadayım ve Ağustos olmasına rağmen hava hafif serin ve tatlı tatlı esiyor.



Palamutbük'ünde bu akşam Palamut Restaurant'taydık Geçen defa geldiğimizde de orayı tercih etmiştik. Mezeleri süper lezzetli. Burada İstanbul'da göremeyeceğiniz mezeler ve balıklar var. Özellikle mezelerden bademli kabak şahane. Plaja masa kuruyorlar ve deniz çakıllarının üzerinde keyifli keyifli yemek yiyorsunuz. Bu akşam çok yoğundu restaurant. Bizde yer ayırtmamıza rağmen geç gittiğimizden balıkların bir çoğu kalmamıştı. Kalanlarda tam sezon olduğundan fiyatları 3 - 4 misli pahalıydı. Bu nedenle daha çok meze yedik ve içki içtik. Geçen gelişimizde Akya Balığı yemiştik. Ben daha önce Akya yememiştim. Çöp şiş şeklinde pişirmişlerdi ve çok lezzetliydi. Tıka basa doyduğum ve unutamayacağım bir yemek olmuştu.

Yemek sonrasında buranın meşhur sakızlı dondurmasından yedim. Normalde dondurmayı çok sevmem fakat bu akşam yediğim sakızlı dondurmanın şekerinin dozu yerindeydi hem de süt tadını alabiliyordum. Bugün yol yorgunuyuz diye pansiyonumuza erkenden dönerek dinlenelim dedik. Gözümüze kestirdiğimiz birkaç yeme içme mekanı daha var. Oralara da uğrayıp, bu bükün nefis lezzetlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Palamutbük'üne bence sezonda gelmek çok akıllıca değil. Hem konaklama hem de yeme - içme gereksiz yere yüksek rakamlara fırlıyor, hem de kalabalık oluyor. En güzeli ya Haziran ya da Eylül ayında gelmek.
2 gün daha buradayız. Bakalım neler yaşacağız. Buraya eklemek için bol bol fotoğraf çekip, düşüncelerimi paylaşacağım.