Eşimle bu sene ne yapalım ne edelim 2017’ye yurtdışında girelim
dedik. Birkaç alternatif şehir arasında Budapeşte’de karar kıldım. Karar kıldım
diyorum çünkü aramızda bu ayarlama işleri bendedir. Plan program bana kalıyor hep. Bende
bu işleri sevdiğimden eğlence oluyor bana. Neyse biz 30 Aralık günü 3 gece 4
gün kalacak şekilde Budapeşte’ye doğru yola çıktık. İstanbul ile Budapeşte arasında 2 saat fark var. Biz akşam 8'de bindik, Budapeşte saatiyle gene akşam 8'de havaalanındaydık.
Macarlar euro’dan ziyade kendi paraları forint’i kullanıyorlar.
Euro ile de şehir içinde alışveriş yapabilirsiniz. Fakat Forint almanız daha mantıklı.
Havaalanında çok az bir miktar forint almanızı tavsiye ederim. Şehirdeki Change
Office’lerde daha iyi kurdan satın alabilirsiniz. Boş yere havaalanında
kazıklanmayın. Özellikle turuncu logolu İnterChange yazısı görünce bilin ki kazıklanacaksınız ve boşu
boşuna %8 komisyona gidecek paranız. O yüzden diğer change ofislerine bakın.
Şehir merkezinde bolca var. İçiniz rahat olsun. 1 euro için 300 forint in
altına da para vermeyin.
Neyse Budapeşte’de akşam otelimize yerleştikten sonra şöyle bir keşif
gezisi yapalım, aynı zamanda birşeyler yiyelim dedik ve bir taksiye atlayarak
yollara düştük. Mağazaların tamamı kapalı, bazı restraurantlar açıktı. Biz o kadar dolaştık, sadece 2 tane Türk yemeği yapan yer gördük. Orada da Afgan ve Macarlar çalışıyordu. Bir şekilde karnımızı doyurup otele geri döndük.
Budapeşte, Buda ve Peşte olarak iki ayrı yakadan oluşuyor.
Buda tarafı ekonomik açıdan daha iyi durumda olan kişilerin, daha sakin bir
hayatı tercih edenlerin bölgesi. Peşte ise daha canlı hayatın aktığı taraf. Yeme
içme açısından daha zengin, alışveriş de yapabileceğiniz hareketli yerlere
sahip. Bizim otelimiz Buda tarafında olduğundan her gün Peşte’ye geçtik. Otel
rezervasyonunuzu kendiniz yapacaksanız eğer kesinlikle Peşte tarafında kalmalısınız. Biz Buda tarafında Danubius Flamenco otelde kaldık. 4 yıldızlı otel olmasına rağmen banyolarda şampuandan başka bir şey yok. Allahtan eşimin çantasından önceki seyahatlerimizden kalma bir sabun çıktı da ellerimizi yıkayabildik. Odamız onun dışında rahat ve sıcaktı. Sabah kahvaltıları pek bizimki gibi değil. Mesela otelde sabah kahvaltısında bizim pirinç pilavını, makarnayı gördüm. :) Neyse kahvaltı sonrası kendimizi sokağa attık. Bu arada otelin bellboy'unu söylemeden geçmeyeyim. Hayatımda gördüğüm en kaba, en manyak adamdı. Koskoca otelde güleryüzlü olan ve bizim şehirle ilgili sorularımıza yanıtlar veren bir tek kişi vardı. O da resepsiyondaki Tamas adlı şahsiyet. Arkadaşlarım otelden checkout yaparken ona bizzat teşekkür etmişler. Güleryüze o kadar hasret kaldık, inanın.
Budapeşte'de taksi fiyatları uygun fakat taksiciler uyanık. Turist olduğunuzu anlayınca sizi
dolaştırmaya kalkıyorlar. Normalde 2200 forinte gidebileceğimiz bir yere 5600
forint ödemek zorunda kaldık. Bence taksimetrelerinde bir düğme var, oraya
basınca anında rakamlar artıyor. :) Neyse görsel hafızanız iyiyse ve taksicide çat
pat bile olsa İngilizce konuşabiliyorsa duruma el atmanız mümkün. İngilizce
konuşamayan taksiciler burunlarından kıl aldırmıyor, kendi kafasına göre
takılıyor. Ayrıca taksicilerin yarısının yaşı bir hayli fazla. Bildiğiniz adam
80 yaşında, ölümü bekliyorum artık diyor ve taksicilik yapıyor.
Budapeşte’de 4 gün kaldık fakat her gün her an donduk
diyebilirim. Hava ortalama -6 , -8, -11 civarındaydı. -4 olunca sevindik yani o
derece. 3 kat kazak, çift çorap ve bilumum atkı, bere, eldiven artık ne varsa
yanımızda giymek zorunda kaldık. Yetti mi? Elbette hayır. Ne soğuk memleket!
Soğuk öyle ki resmen içinize işliyor. Biraz dolaşıp hemen sıcak birşeyler içip tekrar
dolaşıp tekrar mola vermek durumundasınız. Yoksa soğuktan donma belirtileri gösterebilirsiniz.
Allahtan sokakta pek çok yerde, büfelerde, restaurantların girişinde punch, sıcak şarap satıyorlar. Soğuğa karşı imdadınıza yetişiyor bu sıcak şaraplar.
500 ya da 600 forint civarına satın alabilirsiniz. Adı sıcak şarap fakat alkol
oranı yok denecek kadar az. Yani içip içip sarhoş olmanız neredeyse imkansız.
Macarların bir de Tokai adını verdikleri kırmızı ve beyaz şarapları da var. Ben
3 kadeh içmeme rağmen çakırkeyfi bile olmadım. Belki soğuktandır ama sarhoş etme konusunda etkili
değildi. Tokai şaraplarının tadı güzel. Ama öyle Gürcü ya da Şili şarabı gibi
tadına doymayacağınız cinsten değil. Ayrıca Macarların Palinka adını verdikleri
bizim rakı kıvamımızda milli içkileri var. Palinkaların meyveli çeşitleri de
mevcut. Biz vişneli olanı denedik ve tadını hiç beğenmedik.
Budapeşte’ye gitmeden önce bir bakmıştım bloglarda ne
yazmışlar diye. Macarların çok yardımsever ve güleryüzlü insanlar olduğunu
okumuştum. Çok rahat edersiniz falan filan diyorlardı. Hikaye tamamen. Muhatap
olduğunuz insan normal insan gibi davranıyorsa öpün başınıza koyun. Onun
dışında çoğu kaba, agresif ve hiç yardımsever değil. Güne güzel güzel
başlamışsanız bile bir anda sinirlerinizi zıplatmaya yarıyorlar. Ben, soğuk
havada yaşadıkları için mutsuz bu insanlar kafasına bürünerek kabalıklarını anlamlandırmayı seçtim. Aksi halde kötü tavırlarından ve sizi hiçe
sayışlarından gayet mutsuz olmanız olasıdır.
![]() |
| çigan gecesinden |
![]() |
| gulaş çorbası |
Neyse gelelim yemeklerine ve Çigan gecelerine. Geleneksel
macar yemeklerini ve tatlılarını biz ortalama bulduk. Gulaş çorbası, bizim
bildiğiniz sulu etli patates yemeği. Ördek pişiriyorlar. Bizim yediğimiz ördek
fena değildi. Altında pişirilmiş kırmızı lahana ile servis edildi. Ben beğendim
ama grubumuz içinde sadece ben beğendim. O derece yani. J Öyle ahım şahım bir tatlıları
da yok. Çeşit çeşit cheesecake ve bizdeki gibi bol kremalı yaş pasta kıvamında tatlıları var.
Fena değil fakat öyle aranacak, olsa da yesem diyeceğiniz unutulmayacak lezzetler falan
değil.
Yılbaşında halen açık tuttukları Christmas marketlar vardı. Burada
sokak lezzetlerinden de denedik. Ben en çok Langoş u sevdim. Bildiğiniz bizim
pişi’nin üzerine sarımsak sos, süzme yoğurt (onlarda ekşi krema) ve üzerine bol
kaşar peyniri koyuyorlar. Sıcak sıcak sokakta yediğinizde size enerji veriyor.
Ben çok beğendim, evde de aynısını yapabileceğimi düşünüyorum. Bakalım ne
derece başarılı olurum, göreceğiz. J
Bir akşamımızı Çigan gecesine giderek değerlendirdik. İyi ki de öyle yapmışız. Çigan gecesi için Buda tarafında merkeze yarım saat
uzaklıkta, ormanın içinde bir yere gidiyorsunuz. Kapıda sizi Tokai şarabı ve
Pogaça (bizdeki poğaça…bizim poğaçalar kesinlikle çok daha güzel) ile
karşılıyorlar. Bu karşılama gayet başarılı. Ardından otantik döşenmiş yemek
salonuna sizi alıyorlar. Yemek servisi yapılırken geleneksel Macar dansları da
başlıyor. Keyifliydi. Biz çok eğlendik. Budapeşte’ye gitmişken Çigan gecesine
katıldığınızda içiniz biraz rahatlıyor. En azından bak bunu da gördük
gibisinden mutlu oluyorsunuz.
Sonra yapmanız gereken bir şey daha var. O da Tuna nehrinde
tekne turu. Akşam turlarını tavsiye ederim. Hem Parlamento binasının hem de
köprülerin ışıklandırması mükemmel. Şehir, gece ışıklarıyla bir anda göz alıcı
bir hale dönüşüyor. İzlemesi de bir o kadar keyifli.
Son gün biz, bir çılgınlık yaptık ve hayvanat bahçesi ve
botanik bahçesine gittik. İyi ki de gitmişiz. Çünkü burası da kesinlikle
görmeye değer. Giriş 2500 forint. İçerde pek çok canlı türünü görebilirsiniz.
Tabii ki dileğim her canlının kendi doğal ortamında yaşaması. ;) Aynı bölgede
buz pateni yapabileceğiniz alanda var. Hava o kadar soğuktu ve dolaşmaktan
ayaklarım o kadar yorulmuştu ki ben cesaret edemedim. Yorgun değilseniz,
enerjiniz yerindeyse bu opsiyonu değerlendirebilirsiniz.
Budapeşte’de pek çok katedraller ve müzeler var. Örneğin;
dünyada tek terör müzesi olan şehir burası. Biz gitmedik, malum Türkiye’den
gitmişiz. Terörü bize sorsalar sabahlara kadar anlatırız.
Günün sonunda Budapeşte’de bolca donduktan sonra ülkemize
dönmenin sevinciyle evimize doğru yol aldık. Yaz mevsimi bile olsa bir daha
Budapeşte’ye gitmek isteyeceğimizi düşünmüyorum.






















